Hazır ve tetikte bekliyormuş. Rahat 50 kişiyi indirirmiş. Konu komşu birkaç kişi dahil, listede hazırmış. Gelsinler bakalımmış, 15 Temmuz darbe girişiminde yapamadıklarını yapacakmış…

Bunlar doğru laflar değil. Sanatçı Engin Noyan’ın eşi Sevda Noyan’ın bir televizyon programında söylediği bu sözleri şaşkınlıkla izledim. Program sunucusu ve televizyon kanalı, ortalama bir ev hanımı olan Sevda Hanımı neden konuk alır, bunu da anlamış değilim. Bekraundu nedir, nasıl bir parlak yayıncılığı, eğitimi, dünya ve Türkiye’nin sorunlarına yönelik fikri alt yapısı var, bilmiyorum?

Eğer derseniz, CHP’li Özgür Özel, Canan Kaftancıoğlu, Engin Altay gibilerinin darbe imasına karşılık bu hanımefendide böyle misilleme cevap verdi, bu da kabul edilemez. Tamam, özellikle Kaftancıoğlu’nun “Saraydaki zatı ya seçimle ya da başka bir şey” deyip, eşeğin aklına karpuz kabuğu getiren cümleleri de yok sayamayız.

Özgür Özel’in sert, hırçın, destursuz ve bodoslama konuşmalarından da pek hoşnut değiliz. Nitekim, kendi mahallelerindeki yazar-çizer takımı da CHP’lilerin bu hallerine deliriyorlar. İşte Can Ataklı, Hakan Bayrakçı, Nihat Genç veryansın ediyorlar.

Saray ve diktatör… Bu iki sihirli kelime, muhalefet cenahın en önemli argümanlarıdır. Bir keresinde, CHP’li Engin Altaylı, mecliste yaptığı konuşma da, “AKP’nin yaptığı dünyanın en güzel işi olsa biz yine de kötü diyeceğiz” demişti. Kafa bu… Ak’a siyah, doğruya yanlış, güzele çirkin demek. Bulunduğu siyasi organizasyon, bir tel maşa mantığıyla çalışıyor. Kafa yormak, üzerinde çalışmak, sorunlara alternatif çözüm üretmek, fikri mülahazalarda bulunmak gibi kaliteli uğraşlarla işleri yok.

Gayet basit bir yol haritası: AK Parti ne yaparsa yapsın kötüdür… Bunlar olurken, ortalama bir ev hanımı, “bizim mahalleden” bir televizyona “bizim mahalleli” diye çıkarılınca da, böylesine arızalar olabiliyor. Etki-tepki, öyle mi-al böyle gibi saçmalıklar. CHP’liler bu tür absürtlüklere muhatap olmak istemiyorlarsa, içlerindeki zırzopları bir adım geri çekecekler. Yani, istediğini söyleyen istemediğini işitir kuralını kulaklarına küpe edecekler.

Depremi kendi muhitinden başka şehirlere sevk ettiğini söyleyen kansız sahte şeyhler, nedense Koronavirüs illetinde yeraltına çekildiler. Ama helal olsun, “Cübbeli Ahmet Hoca” adıyla maruf zat, asla geri adım atmıyor. Rüyasında darbe olacağını görmüş, eğer gördüyse olurmuş… Bak, CHP’lilerin bir darbe imasından nerelere savrulduk?

Türkiye Bilim Kurulu, dünyadaki bilim adamları bu Koronavirüs denilen illet salgını için harıl harıl çalışırken, bu konuda ağzını bıçak açmayan Cübbeli ve onun gibi ilham-vahiy-rüya üçlemesine sarmış kişiler, darbe konusunda bilirkişi pozuyla ahkam kesebiliyor.

Bunları ciddiye almak gerekmiyor ama, İslam zarfıyla ortalarda dolaştıkları için, bize fena halde dokunuyor. Darbe, deprem, salgın hatta ölüm. Cübbelinin bir videosu var, Abdülkadir Geylaninin hizmetçisinin canını alan Azraile nasıl tokatlar akşettiğini, elindeki ruhlar sepetini havaya fırlatıp, bir sürü ehli imanı yeniden canlandırdığını anlatan… İzleyin lütfen.

Cevapları da hazırdır, İsa Peygamber ölüleri diriltiyordu. Evet o peygamberdi ve mucize faslından ehli küffara iman iştiyakı için Allah’ın verdiği bir izindi. Peygamberlerle başkasını karıştıran kafa, evliyalarda peygamberin mirasçılarıdır sözüyle, kendilerine göre bir çıkış üretiyorlar. Oysa, miras getirdikleri dinin ilmiyle ilgilidir, peygamberlikle ilgili değil. Peygamberlik kurumu, Hazreti Muhammed Aleyhisselamla birlikte bitti. Rüyada görsen de darbe dönemi de bitti. Son kalkışma 15 Temmuz ihanetiydi, oda milletin kıyamıyla sonuçlandı.

Etiketler