fbpx
Cemal İncesoyluerKöşe YazılarıTokat

PİR-İ TÜRKİSTAN HACE AHMET YESEVİ…

Uzun zamandır böyle muhteşem bir programa katılmamıştım. Pir-i Türkistan Hace Ahmet Yesevi’yi Anma programı, Şeyh-ül Ekber Yesevinin her yönüyle anlatımı, nefes ve deyişlerinin ete kemiğe büründürülmesiyle bizi ötelerden öteye götürdü.

Bizim gönül ve ruh iklimimizin mimarı, İslam kültürünün kilometre taşlarından Türk mutasavvıfı Hace Ahmet Yesevi anma programı, Vali Dr. Ozan Balcı’nın himayelerinde ve İl Milli Eğitim Müdürü Murat Küçükali’nin koordinatörlüğünde gerçekleşti. İlk defa semah ile semanın birlikte kombinezonunu izledik. Kültür Sarayında yapılan programa Ahmet Yesevi Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Musa Yıldız katılarak, Hace Yesevi’yle ilgili bir sunum yaptı.

Batı Türkistan’ın Sayram şehrinde doğmuş ve tasavvufi marifetleri Buhara muhitinde edinmiş bulunan Hoca Ahmed Yesevî, tarikat kurucusu, şair ve din büyüğü olarak Türk dünyasının manevî hayatını etkilemiş nâdir kişilerdendir. Bilhassa Sır-derya çevresinde, Taşkent dolaylarında, Seyhun ötelerindeki bozkırlarda yaşayan köylü ve göçebe Türklerin kendisine ve onun tasavvufi tarikatı Yesevîliğe olan tutkunluklarından ötürü, tarihî şahsiyeti efsaneler altında gizlendi, kimliği menkıbelere karıştı.

Hace Yesevi’nin 4 kapı 40 makam öğretisi, özetle anlatıldı. İslam kültürü muktesabatında çok önemli yer teşkil eden Türkistan Şeyhi Yesevi, yazdığı divan ve nefeslerin çoğunu Türkçe kaleme almış, Arapça ve Farsçayı fasih bir dille konuşup yazmasına rağmen, çok az bir eserini farsça olarak kaleme bir Türkmen Kocasıdır. Anadolu’da yakılan çerağ, Hace Yesevi’nin talebeleriyle vasıtasıyla olmuştur. İslam’ın tarikat ile tanışması, Hace Yesevi’den öncelere dayanmasına rağmen, tasavvuf kültürüne getirdiği anlayış ile başlı başına ekol olmuştur.

Balkanlarda Sarı Saltuk, Anadolu’da Hacı Bektaş-ı Veli, Tokat’ta Gıjgıj Baba ve Görümlü’deki 7 ulu ozanlardan Kul Ahmet, Hace Ahmet Yesevi ekolü ve kaynağından gelmektedir.

Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat’tan oluşan 4 kapı ve her bir kapıdaki 10 makamla toplamda 40 makam ve anlayışına ulaşan öğreti, Hace Ahmet Yesevi’nin eserlerinde geniş bir şekilde anlatılmıştır. Hacı Bektaş’ı Veli’nin “Makalat” isimli eserinde bunlar anlatılsa da, aslında Hace Ahmet Yesevi’nin öğretisinden ilham alındığı çok açıktır.

Rivayet odur ki, dünyanın dört bir yanına irşad ve tebliğ için gönderdiği talebe/halife sayısı 99 bin olarak ifade edilir. Bunların kimisi bir köyde yurt tutmuş, o köyün dışına çıkamamış, kimisi de ismini geniş coğrafyalara duyurmuş ve taliplilerinin sayısını on binlere ulaştırmıştır. Mesela Sulucahöyük (Hacı Bektaşi) köyüne gönderilen Hacı Bektaş-ı Veli, Yesevi Yolunun en geniş anlamda halka yansımasını sağlayan bir büyük ulu erendir.

Nakşibendiyye silsilesinden Yusuf El Hamadeyyi ve Abdülhaluk Gojdavaniyle de yollarını kesişen Hace Ahmet Yesevi, tarikat ve marifette Yesevi Kolunu inşa etmiştir.

İslam tarihinde mezhepler ve tarikatların ortaya çıkışı, Hazreti Peygamberin ahirete irtihalinden yaklaşık 350 yıl sonraya denk gelmektedir. İslam Coğrafyası genişledikçe, tarikat ve mezhep öğretileri de çeşitli yörelerde İslamı anlama ve yorumlama ekolleri olarak tezahür etmiştir. Mezhepler tarihine baktığımızda, ilk dönemlerden itibaren 90’ın üzerinde mezheplerden söz edilir. Bugün ise bilinen 4 sünni, 3 kadar da şia mezhebi varlığını sürdürmektedir.

Tarikatlar, İslam’ı anlama ve yaşama anlayışıyla ortaya çıkmıştır. Son 200 yıla kadar, tarikatlar insanın erdemini ve takvasını inşa eden kurumlar olarak görev yapmıştır. Daha sonra, hem ahlaki sıkıntıları yaşayan, hem de menfaate yönelik kurumlar şeklini aldı. Tarikat talipleri ve müridleri, dergahların müşterisi gibi görülmeye başlandı. Dergah merkezleri birer ticaret hane, hemen her iş kolunda faaliyet gösteren yerler haline geldi. Bulundukları ülkelerin devlet kurumlarında yer almaya, ticarette holdingleşmeye başladılar. Oysa, tarikatların ilk çıkışı böyle değildi.

Zekatlar, himmetler, sadakalar, yardımlar toplanıp, dergah merkezinin aile bireylerine aktarılarak, bu toplananlardan ticari sermaye olarak kullanıldı. Dergah merkezinin şeyh ve mahdumları lüks ve şatafat içinde yaşamaya başladılar.

Bunların hiçbirisi ne Kur’andan nede muazzez Nebi’den onay alamaz. Hatta, ağır bir şekilde eleştirilip, lanet edilir. Kur’anı Kerimde geçmişteki haham ve rahipler örnek gösterilerek, evrensel ve mucizevi tespitler yapılır. İşte Hace Ahmet Yesevi ve dönemindekiler, bu tür müşteri-mürid ilişkisinde hiç olmadılar. Mesela, Hace Ahmet Yesevi, geceleri tahta kaşık ve kepçe yapıp satarak geçimini sağlardı.

Özetle, Pir-i Türkistan Hace Ahmet Yesevi Anma Programı, şahsen beni kendime getirdi. Yeniden o manevi hazzı ve ruh iklimimdeki fıtrat duygularımı harekete geçirdi. Başta sayın valim ve il milli eğitim müdürüm olmak üzere, emeği geçen herkese teşekkür ederim.

Cemal İncesoyluer

Başa dön tuşu