Cemal İncesoyluer

KİMSEYE YARANAMAYAN GAZETECİ

Aslında gazetecilerin ortak kaderidir, asla kimseye yaranamaz. Bir tarafın yanında dursa, öbür tarafta kin ve garez içinde olur. Hemen ellerindeki kara hazırdır ve yaftalamayı, ulu orta hakarete hazırdır. İktidarın bir olumlu icraatını yazsanız, muhalefet yere göğe sığmaz.

Yok, hasbelkader muhalefetin bir doğru tespitini yazmaya kalkışsan, bu sefer iktidar cenahından (taraftarlardan/mensuplardan) fırçayı yersin. Velhasıl, gazeteci taifesi ne camiye nede kiliseye yaranamayan kişilerdir.

İşte, gazeteci yazar Nedim Şener’de bunlardan birisidir. Ondan önce, karşı mahallenin bıçkın yazarlarından Soner Yalçın, “Oyun büyük” deyip, öyle güzel tespitlerle “Türkiye’nin beka sorunu” üzerine bir yazı kaleme aldı, vay sen misin bunu yazan? Adama demediğini bırakmadılar.

Hemen söyleyeyim ki, iktidar yakını tabir edilen birkaç yazarın İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı seçiminin yenilenmesine ilişkin eleştirel yazılarını okudum ama, geçen yazdığım üzere, ortada normal olmayan bir şeyler var. Yani, o birkaç yazar gibi düşünmüyorum. İktidarı eleştirebilirsiniz, buna hiç kimsenin bir şey demeye hakkı yok. Ancak, normal günlerden geçmiyoruz. Etrafımız ihanet ateş çemberi içerisinde.

MHP Lideri Devlet Bahçeli’yi nerdeyse sorgusuz sualsiz Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı destekleyen ve Cumhur İttifakının savunucusu haline getiren mevzu nedir? Herkeste bilir ki, Bahçeli öyle makam mansıp peşinde olmayan bir devlet adamı ve siyasetçidir. Mesele vatan olunca, onun tek önceliği ülkesi  olmuştur. Partisinin ikbal ve istikbali üzerinde bir siyaset yapmaz.

Yazının başında, yaranamayan bir gazeteci demiştim ve Nedim Şener ismini telaffuz etmiştim. Bildiğimiz başından beri  Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ile örgütün ismi “Cemaat” olarak tanımlanırken bile, Nedim Şener’in bunlarla mücadelesi ve bir dizi uyarı yazıları vardı. Böyle yaptığı için hapislerde yattı, işsiz kaldı, toplumda itibarsızlaştırma adına her türlü melanat yapıldı. Haklı çıktı çıkmasına da, hala bu çilesinin itibarı kendisine iade edilmedi. Peş peşe iki yazı yayımladı Nedim Şener. Bu yazılarından iki paragrafını paylaşıyorum:

“Açılım” yeniden başlar mı? Soruya kendimce en kestirme cevabı vereyim; bence hayır. Çünkü böyle bir şeyi kim aklından geçirirse geçirsin, siyasi intihardır. Son tartışmaya terör örgütü PKK’nın elebaşı Öcalan’ın avukatları ile görüşmesi yol açtı.

Avukatlar, en son 27 Temmuz 2011 tarihinde görüşmüş daha sonra 820 başvuruya olumlu cevap alamamışlar. (Arada yaşanan “açılım” sürecinde İmralı’ya 2015 yılına kadar gidip gelenleri saymıyorlar herhalde) neyse, sekiz yıl sonra avukatlara PKK elebaşı ile 2 Mayıs tarihinde görüşme izni verildi.

Bir saatlik görüşmenin sonunda PKK elebaşının bir mesajı yayınlandı. “İçinden geçtiğimiz tarihi süreçte derin bir toplumsal uzlaşmaya ihtiyaç vardır. Sorunların çözümünde her türlü kutuplaşma ve çatışma kültüründen uzak demokratik müzakere yöntemine şiddetle ihtiyaç vardır” diyen Öcalan “Türkiye’nin ve hatta bölgenin sorunlarını başta savaş olmak üzere fiziki şiddet araçları ile değil, yumuşak güçle yani akıl, politik ve kültürel güçle çözebiliriz” ifadelerini kullandı.”

Bu birincisi, PKK ve bölücü örgüt lideri Öcalan ile ilgili tespitleriydi. İkincisi ise, Nedim Şener yenilenecek İstanbul seçimleriyle ilgili ilginç ifadeler kullanıyor.

YSK’nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini iptal etmesi ile sosyal medya yine savaş alanına döndü. Yıllardır birikmiş kin ve nefret bir kez daha ortaya saçıldı.

Kararın açıklanmasından sonra sosyal medyada en dikkat çeken şey, ünlülerin twitter üzerinden CHP’li Ekrem İmamoğlu’na “her şey güzel olacak” ifadesiyle verdikleri destekti.

Herkes istediği siyasi partiyi, adayı destekler. Nitekim; Anayasa’nın 25’inci maddesinde, “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse,…düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.” yazılıdır.

Birincisi, 15 Temmuz darbe girişimi twitlerle durdurulmadı, şehidi, gazisi ile milletin kanı ve inancı ile durduruldu. İkincisi kim nerede isterse orada durur, kimseye “twit at” ya da “atma”, “darbeye diren” ya da “direnme” diyemezsiniz. Bu tamamen kendi vereceğiniz karardır.

Bir örnek vereyim; Batuhan Ergin, 21 yaşında Beşiktaş Ortaköy’de yaşayan hayatının baharındaki bir gençti. 15 Temmuz akşamı Ortaköy’den yürüyerek Boğaziçi köprüsüne yürüyen gruba katıldı. Evet o gece bazıları perdelerini kapatıyor, bazıları kadeh kaldırıp kutluyor, bazıları balkondan alkışlıyordu.

Şehit Batuhan’ın mesajı

Birçoğu gece yarısı bakkalda, markette ne kadar makarna, ekmek, bulgur kalmışsa toplayıp, kimi bankamatik kuyruklarında bekliyordu. Buna şahitlik eden 21 yaşındaki Batuhan Ergin, Ortaköy’den FETÖ’cü darbecilerin işgal ettiği Boğaziçi Köprüsü’nü yürüyen gruba katıldı. Oraya ulaştığında sosyal medya hesabından “Eve erzak almaya devlete sahip çıkmaya geldik” diye mesaj attı.

Batuhan bunu yazdıktan iki saat sonra vurularak şehit oldu. O, ülkesini korumak için kimseden talimat almadı, evet ünlü de değildi, sadece ülkesini seven sıradan bir vatanseverdi. Kararını inançla kendi verdi.

Yoksa, “Eve erzak almaya değil devlete sahip çıkmaya geldik” mesajını başka hangi yürek atabilir ve bile bile şehadete yürüyebilirdi, tıpkı 251 şehit gibi. Batuhan şimdi Ortaköy Mezarlığı’nda evine birkaç yüz metre uzakta sessiz sedasız yatıyor.”

Her şeyi unutabiliriz ama, 15 Temmuz’daki FETÖ darbe girişimini asla unutmaya hakkımız yok. Türkiye üzerindeki oyun, kumpas ve tezgah bitmiş değil.

CEMAL İNCESOYLUER

Daha Fazla Göster

İlgili Haberler